Başı Dik Gazze’de sözün bittiği yer…

Yazan: Yavuz ALTUN
Yavuz ALTUN

ÜNLÜ İSPANYOL OYUNCU JAVIER BARDEM, GAZZE’DE 7 TEMMUZ’DAN BERİ YAŞANANLARA ‘SAĞIR VE KÖR’ KALANLARIN İKİYÜZLÜLÜĞÜNÜ BİR MEKTUPLA ELEŞTİRDİ VE DURUMU TAM ANLAMIYLA ÖZETLEDİ.”

Bakr ailesinden dört Filistinli kuzenin plaja gitmesi, hatta evden çıkması bile yasaklanmıştı. Balıkçı bir ailenin çocukları olan kuzenler ise dokuz gün süren bombardımanın ardından sıkıldılar, sahilde top oynamak için evden kaçtılar.  Öğleden sonra sahilin kıyısına ilk bomba düştü, bir çocuk hemen hayatını kaybetti, diğerleri kaçmaya başladı. Ancak ikinci bomba kaçan çocukların üzerine isabet etti, üçü de orada öldü.”

İsrail ordusu ise bu katliamları yapan askerlerini kutlayarak eğlenceler yaptırdı. İnsanın ve insanlığın kanının donduğu sahnelerdi o anlar. Evet, herkesin gözleri önünde gerçekleştirilen bu katliamlar; özellikle öldürülen çocuklar bütün dünyaya sanki bir film sahnesiymiş gibi seyrettirildi. İnsanlık kendi katliamını bu görüntülerle kendi kendine gerçekleştirdi. Birleşmiş Miletler, Amerika, Avrupa Birliği, NATO ile birlikte İsrail, o çocuklara sıktığı her kurşunla kendi neslini ve kendi kurumlarını öldürdü. Ve bu katliamlara sözüm ona çok uluslu kurumları da kendilerini izlettirerek dâhil etti.

Ünlü İspanyol oyuncu Javier Bardem, Gazze’de 7 Temmuz’dan beri yaşananlara ‘sağır ve kör’ kalanların ikiyüzlülüğünü bir mektupla eleştirdi ve durumu tam anlamıyla özetledi. Açık mektubunda İsrail’in eylemlerini  ‘soykırım‘  olarak gördü. Bardem mektubunda, ‘Avrupa Birliği’nin sessiz kalmasını batılı gözüyle elini vicdanına koyarak utanç verici bulduğunu ifade etti.

Mektubun tam metni şöyle:

“Şu an Gazze’de yaşanan dehşetin karşısında mesafeli veya tarafsız durmanın hiçbir kabul edilebilir tarafı yok. Bu, hastane, ambulans ve terörist olduğu varsayılan çocukları da hedef alan, küçücük bir bölgeye suyu bile olmadan sıkıştırılmış çaresiz durumdaki bir halka karşı yürütülen bir işgal ve yok etme savaşı.

Bunu anlamak ve meşrulaştırmak imkânsız… Ve batılı ülkelerin böylesi bir soykırıma izin vermesi utanç verici… Yahudi halkının geçmişte yaşadığı bütün korkunç olaylar göz önünde bulundurulduğunda daha da gaddar ve akıl almaz hale gelen bu barbarlığı anlayamıyorum. ABD, AB ve İspanya’nın utanç verici tavrını sadece jeopolitik ittifaklar, iş dünyasının o ikiyüzlü maskesi, sözgelimi silah satışı açıklayabilir. Bazılarının, her zamanki gibi, fikrimi açıklama hakkımı kişisel saldırılarla itibarsızlaştıracağını biliyorum. Bu nedenle, şu noktalara açıklık getirmek istiyorum:

‘EVET, OĞLUM BİR YAHUDİ HASTANESİ’NDE DOĞDU…’

Evet, oğlum bir Yahudi hastanesinde doğdu, çünkü Yahudi olan çok yakın dostlarım var ve çünkü Yahudi olmak bu katliamı otomatik biçimde desteklediğiniz anlamına gelmiyor. Tıpkı İbrani olmanın Siyonist olduğunuz anlamına gelmediği, Filistinli olmanın sizi otomatikman bir Hamas teröristi yapmadığı gibi. Böyle düşünmek, Alman olmanın Nazi olmak anlamına geldiğini söylemek kadar absürt.

Evet, bu tür müdahalelere ve saldırganca siyasete karşı çıkan bir dizi Yahudi arkadaşımın ve tanıdığımın bulunduğu ABD’de çalışıyorum. O arkadaşlarımdan biri bana dün telefonda, ”Çocukları öldürürken yaptığının kendini savunmak olduğunu söyleyemezsin” diyordu. Ve ABD’de, çelişen görüşlerimi tartıştığım başkaları da var.

Evet, ben Avrupalıyım ve sessizliği, mutlak utanmazlığıyla beni temsil ettiğini savunan Avrupa Birliği’nden utanıyorum.

Evet, İspanya’da yaşıyorum, vergilerimi ödüyorum ve paramın, masum çocukları öldürerek zengin olan diğer ülkelerle birlikte silah endüstrisini ve bu barbarlığı destekleyen politikaların finanse edilmesi için kullanılmasını    istemiyorum. Bu durum dehşet verici…  Öldürenlerin kalplerinde şefkat bulmalarını ve daha nefretle şiddet doğurmaktan başka işe yaramayan bu ölümcül zehirden arınmalarını ümit edebiliyorum sadece. Ve tek hayalleri barış ve birlikte yaşam olan İsrailli ve Filistinlilerin bir gün birlikte bir çözüm bulmalarını…”

Evet, bu film sahnesinde fütursuz gözü körleşmiş bu ülkeler, Gazze’ye yardım etme hikâyelerini gülünç rakamlarla sundular. İngiltere Başbakanı David Cameron, ülkesinin Gazze’ye yapılan yardımını 10 milyon sterline çıkardığını duyurdu. İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamlara destek veren ve bu katliamları İsrail’in kendisini savunma hakkı olarak gören ABD’nin Dışişleri Bakanı John Kerry ise, Gazze’ye 47 milyon dolar insani yardım yapacaklarını açıkladı. Ve yine aynı Amerika Gazze saldırıları boyunca İsrail’e 1 milyar 225 milyon dolarlık silah sattı. İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılar 3. haftasına girerken Amerika Birleşik Devletleri’nin bu süre içinde İsrail’e sürekli askeri teçhizat gönderdiği ortaya çıktı. İspanya EFE haber ajansı, “ABD İsrail’den bir yandan sürekli ateşkes ilan etmesini isterken diğer yandan da bu ülkeye silah yardımlarını yoğunlaştırmaya başladı.” başlıklı haberinde en son Gazze’deki  BM okuluna atılan ve 19 kişinin ölümüne sebep olan havan topunun ABD yapımı olduğunu ve geçtiğimiz günlerde İsrail’e teslim edildiğini yazdı.

Obama’nın “ikiyüzlülüğünü de eleştiren ajans, başkanın yaptığı yardım ve barış çağrıları ile bir kesime şirin görünmeye çalışırken el altından da İsrail’e sürekli silah satmaya devam ettiğini vurgu yaptı. Bu sahnenin tasarımında İsrail, Amerika’nın Mısır’da Mursi ’ye karşı Sisi’yle yaptırdığı darbeyle Mısır’ı arkasına alarak Gazze’yi açık-kapalı cezaevine çevirmiş, yaptığı soykırımla, başı dimdik duran Gazze halkını tüketebileceği vehmiyle boğulmuştur.

Sözün özü bu katillere, belhum adal (hayvandan aşağı), esfeli safilin (alçaktan da aşağı çukur)…

Söyleyecek tek söz, ‘‘Dünya seyrettikçe çocuk, yaşlı, genç demeden öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Öldürerek ancak kendi kendinizi öldürür, yok eder ve sonunda da tükenirsiniz! Yaşasın zalimler için cehennem…

Yavuz ALTUN - 29 Ağustos 2014 Cuma
 Diğer Makaleleri
 Global illüzyon ve oynanan ateş (24 Ağustos 2015 Pazartesi)
 Bardak kırıldı (02 Haziran 2015 Salı)
 Modernite insan ve sahip olmak (06 Mayıs 2015 Çarşamba)
 Tükettiğimiz dünyada sevgi dili (06 Nisan 2015 Pazartesi)
 Buruk Ramazanlar… (28 Temmuz 2014 Pazartesi)
 Yeni(k) bir yıl ve Yeni(k) Dünya Düzeni Bumerangı (02 Şubat 2015 Pazartesi)
 Marka ve marka sembolden statüye ve mite (03 Mart 2015 Salı)
 Yalnızlık paradigması ve dijital yalnızlık (26 Ocak 2015 Pazartesi)
 Düzensizlik içinde yeni dünya düzeni… (30 Kasım 2014 Pazar)
 Andolsun şu akıp giden zamana… (30 Eylül 2014 Salı)
 Kalp kırılınca… (23 Haziran 2014 Pazartesi)
 Var ve yok ya da yok ve var… (30 Mayıs 2014 Cuma)
 Düşündüğümüz kadarız... (02 Kasım 2013 Cumartesi)
 Mutluluk (02 Ocak 2014 Perşembe)
 İnnovasyon, değişim, dönüşüm ve sürdürülebilirlik… (04 Aralık 2013 Çarşamba)
 İnnovasyon, Değişim, Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik… (04 Aralık 2013 Çarşamba)