Email:
Şifre:
• Şifremi Unuttum
• Üyelik Başvurusu
Facebook ile Giriş Yap
Firma Bilgileri
ONUR MARKET (İstanbul)

ÖZEN GRUP GENEL MÜDÜRLÜK FEVZİ ÇAKMAK MAH. FEVZİ ÇAKMAK CAD. NO:11 ÖZEN İŞ MERKEZİ SEFAKÖY
İstanbul (Avrupa)/Küçükçekmece

Telefon: 212 411 15 60
Fax: 212 599 15 95

www.onurmarket.com

info@onurmarket.com

Özen Perakende Grup Başkan Yrd. ve GPD Yön. Kur. Üyesi Erdal Tüfekçi

Haber Arşivime Ekle

Özen Perakende Grup Başkan Yardımcısı ve Gıda Perakendecileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Tüfekçi ile perakendeyi ve perakendeci olmayı konuştuk

2017 yılı sektör açısından nasıl bir yıl oldu sizce, 2018 için neler öngörüyorsunuz?
2017’de sektör önemli gelişim gösterdi, rekabet arttı. Konseptler ve mağaza sayıları artış gösterdi. Sektör, karlılık ve maliyet konusunda önemli bir ayrıma geldi. 2017 yatırım/işletme maliyetleri, karlılık ve dolayısıyla verimliliğin ne kadar önemli olduğunu bizlere öğretti. 2018, konsept rekabetinin artacağı ve pazar kaymalarının daha çok yaşanacağı bir yıl olacak diye düşünüyorum. Verimliliğe ve müşterinin değişen talep ve iç görüşünü karşılamaya odaklanmalıyız. Bunun yanı sıra sektörde alışkanlıklar da değişim gösterecek: Teknoloji müşteri deneyimini değiştirecek, mobil alışveriş büyümeye devam edecek, anlamlı bir deneyim yaratmak şart olacak, pazarda farklılaşmak ve müşteriler tarafından tercih edilmek isteyen birçok perakendeci müşterilere internet platformunda, mağaza içinde veya ikisinin birleşimiyle “anlamlı” bir deneyim sağlamaya çalışacak. Perakendenin geleceği kişiselleştirmede olacak. Tüketiciler, kişisel zevklerine uygun ürün ve hizmetlerin kendilerine sunulmasını bekliyorlar. Bu nedenle internet alışverişindeki müşteri yolculuğunu kişiselleştiren şirketlerin satışlarını arttıracağını öngörüyorum. Yeteneği çekmek ve korumak önemli… Pazarın artan talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeteneğe sahip işgücünü çekmek, korumak ve geliştirmek her zamankinden daha hayati bir önem taşıyacak. Perakendecilerin büyümeyi sürdürmek için doğru becerilere sahip yeteneği çekip koruyabildiklerinden emin olmaları gerekiyor.

Döviz kurundaki bu yükselişin perakende sektörünü nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? 
Bizler, sektörümüzde döviz kurlarının etkisini oldukça da yoğun ve etkili bir şekilde çok uzun süre boyunca yaşadık. Türkiye’de dalgalı kurun ve yüksek enflasyonun diğer Avrupa ülkelerinden çok daha uzun süre devam etmesi, buradaki pazarın da farklı şekilde gelişmesinde etkili oldu. Ancak, bildiğiniz gibi özellikle 2000’lerin ikinci yarısında daha stabil giden döviz ve enflasyon yapısı sektörün de şartlarını değiştirdi. Stoğunu biriktirmeyen ve yönetmeye başlayan, daha reel şartlarda çalışan ve esasında karlılık sağlamanın daha zor olduğu bir perakende sektörü oluştu. Birçok perakendeci de bu süreçte sektörden ayrıldı ancak bugün hala devam edenlerin bu koşullarda pişmiş olmasıyla sektörde artık daha gerçekçi ve sıkı rekabet şartları var. Döviz kurunun bugünkü yükselişiyse yurtdışından hammadde alımına bağlı çalışan bütün sektörleri olumsuz etkilediği gibi en başta da gıda sektörünü etkiliyor. Birçok üründe artan hammadde fiyatları, orta ve küçük ölçekli firmaların sürdürülebilir kalite seviyesinde üretim yapmasını zorlamaya başladı. Fiyatlardaki artışlar, döviz kurlarındaki değişikliklerin yanı sıra aynı zamanda dünyadaki hammadde fiyatlarındaki artışlardan da kaynaklanıyor. Örneğin, kağıdın hammaddesi olan selülozun fiyatı dünya pazarında yükselen bir trend gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye olarak bizim sadece döviz kuru değişiklikleri açısından değil, hammadde açısından sıkıntımız var. Dünya petrol fiyatlarındaki artışın distribüsyon maliyetini arttırması, buna başka bir örnek. Öbür yandan AVM’lerdeki süpermarket kiralamaları döviz üzerinden yapıldığı için işletme maliyetleri artıyor. Bunun önüne geçmek için TL üzerinden sözleşmeler yapılmalı veya kur sabit olacak şekilde yasal düzenlemeler olmalı.

Türkiye’de perakende sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Perakende sektöründe değişen trendler ve yeni eğilimler için neler söyleyebilirsiniz? 
Bir dönem hipermarket formatını önceliğine alan perakende zincirlerinin daha esnek konseptlere yöneldiğini ve tüketiciye yakın olmanın en önemli faktör olduğunu daha net anladığını görüyoruz. Son 10 yılda discount zincirlerin son derece yaygın konuma geldiğine ve ekonomik gelişmelerin de onların büyümesini destekler nitelikte seyrettiğine tanık olduk. Bu tespiti yapan çok sayıda süpermarket zincirinin özellikle son iki yılda aynı gramajlı, markalı ürünlerde fiyat seviyesini discount’lar ile eşitlediğini veya onlara çok yaklaştırdığını da görüyoruz. Dolayısıyla fiyat, her zaman önemli olduğu gibi başka alanlarda da farklılaşmak gerekiyor. Örneğin, tazelik, marka çeşitliliği/çokluğu, daha çok ürünü bir arada bulabilme önem kazanıyor. Discount’lar yakın olma avantajı sağlarken, diğer süpermarketler tazelikle birlikte ürün çeşitliliğini ön plana çıkararak rekabet edebilecek durumundalar. Öte yandan hem hipermarketlerin tercih edilme oranını azaltan unsurlar arasında sayılması gereken hem de bugün süpermarketlerin farklılaşmakta zorlanması konusunda dile getirilmesi gereken bir başka faktör de uzman mağazacılıkta yaşanan gelişim oldu. Kişisel bakım, elektronik, züccaciye zincirleri sayılarını arttırdı. Tekstil ve ev tekstilinde zaten güçlü olan yapı içinde o alanın lider markalarının mağaza sayısını arttırdığını da görüyoruz. Bununla birlikte unutulmaması gereken bir konu da gıda alanında organize perakendecilerin büyümesiyle aynı anda geleneksel kanalların da yapısal olarak gelişmesi... Uzman şarküterilerin sayısı artarken onlar da modern ekipman ve teknoloji uygulamalarını kullanır duruma geldiler. Geçmişin bakkal dükkânlarının yerini organik ürün, açık ve çok çeşitli kuruyemiş – kurutulmuş doğal ürün, bakliyat satan tek şubeli satış noktaları almaya başladı. Semt pazarlarında bile -ne kadar sağlıklı kullanıldığı tartışma konusu olsa da- tüketicinin algısını etkileyecek şekilde soğutma ekipmanları görmeye başladık. Manavların tamamına yakını kredi kartı kullanılır duruma geldi. Hatta sebze-meyve doldurup satan kamyonlarda bile bugün “Kredi kartı geçerlidir” yazan kartonlar görüyoruz. Yani organize zincir marketler büyürken daha önce rahatlıkla pay aldıkları geleneksel satış noktaları da nitelik anlamında gelişti. Dolayısıyla geleneksel kanallardan alınacak pay halen var ama bu o kadar kolay olmayacak ve belli bir seviyenin üzerine çıkamayacak. Çünkü Türkiye ekonomisi tüketicinin harcama isteğinin ve elbette alım gücünün artmasını sağlayacak şekilde gelişse bile -ki temennimiz elbette o yönde- bu gelişim uzman mağazacılık yapan kanalların da canlı kalmasını sağlayacak. Gelecekte organize perakendede mağaza sayısı artmaya devam ederken marka sayısının azalacağını düşünüyorum. Tüketici beklentilerini doğru anlayan ve buna uygun gelişimi, değişimi gerçekleştirebilen perakendeciler varlığını güçlendirecek. Bugün itibariyle yadsınamaz bir gerçek olan e-ticaretin gelişimiyle birlikte markalı, paketli ürünlerin fiziki mağazalardan alınma oranı her geçen yıl azalacak. Süpermarketlerin gelecekte hedef kitlesi, taze ürün grupları dışında kalan kategorilerde alışverişini internetten yapan, fiziki mağazaya geldiğinde de taze ürün gruplarına odaklanan yapıda olacak. Yeni nesil tüketiciler, taze ürün gruplarında az miktarda ama sıklıkla alışveriş yapan ve direkt fiyat odaklı olmayan bir yapıya sahip olacak. Dolayısıyla süpermarketler açısından üç konu son derece kritik olacak: Damak zevki, mağazanın yeni jenerasyona hitap eder şekilde görsellik ve hizmet kalitesi, fiziksel mağazacılığı destekler e-ticaret yatırımları. Bu üç kritik tespiti doğru yapan, satış kanallarının bir bölümünü e-ticaret yapısıyla destekleyen ve fiziki mağazalarında seçenek sunmak adına yönetilebilir oranda markalı ürün sunan, asıl odaklanmasını taze ürün gruplarına yönlendiren süpermarket zincirlerinin başarılı olacağını düşünüyorum.

Perakende sektöründeki yolculuğunuzun sizin için önemli kilometre taşları neler oldu?
Uyum’daki yerel deneyimlerimden sonra Türkiye’den tamamen farklı yönetilen kültür ve regülasyonları ile dominant bir pazar olan İran’da perakende yatırım projeleri için şirketlerin kurulmasında, konsept ve stratejisinin belirlenerek hayata geçirilmesinde etkin rol almam önemli bir kilometre taşıydı.

Profesyonel yaşamınızda başarınızın ardındaki sır nedir? 
Kişisel gelişimin profesyonel başarıyı getirdiğine inanıyorum. Kendimi geliştirmeyi seviyorum. Bu benim için bir motivasyon oluyor. Özel hayatımda da profesyonel hayatta da karakter yapım aynıdır. Standartlarım, prensiplerim, arzularım aynı ve bunları daha iyiyi, en iyiyi yapmak için kullanıyorum. Kendimizi geliştirip yenilemek ve işe yarar kılmak istiyorsak bu amaçla attığımız bir adım bizi yollarda bekleyen değil, yolları beklenen kılacaktır diye düşünüyorum. Öbür taraftan ben Uyum’da hissedar olarak bulundum ama profesyonel yönetici konumunda özellikle tercih ederek kaldım. Patronluk deneyimini yaşamadım, kendim hep profesyonel ortamda çalıştım. Onun için şu anda da bunu sürdürebiliyorum. Eğer patron olsaydım, profesyonel hayata dönme şansım olmazdı. İş hayatımın ilk dönemlerinde bana fırsat tanıyan tecrübe sahibi dostlarımızdan, büyüklerimizden çok şey öğrendim. Sonraki dönemdeyse özellikle üzerinde durduğum konu, yeni kuşaklara fırsat tanımak oldu. Onlara elimden geldiğince bildiklerimi aktarmaya ve inisiyatif kullanmaları yönünde onları teşvik etmeye çalışıyorum. Ayrıca bizlerin de onlardan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma, bugüne kadar kurduğum ekiplerde, birlikte mesai yaptığım genç kuşaklardan çok şey öğrendim.

Perakende sektöründe iyi yöneticiliği nasıl tanımlarsınız? 
Az önceki soruyla da bağlantılı şekilde profesyonel bir yönetici için başarılı olmanın anahtarının, başta kendini yenilemek ve geliştirmek üzere doğru yönlendirmelerle inisiyatif vererek ekibini yönetmek, öğretirken de egolarına yenilmeden öğrenmeyi bilmek olduğunu düşünüyorum. Özellikle de gıda perakendesini ele aldığımızda bu geçiş süreçleri ve kuşaklar arasındaki dengeyi oluşturmak ve dengede tutmak her zaman kolay olmuyor. Gıda perakendesi hem geleneksel olarak bazı değerleri sürdürebilmeyi gerektiriyor hem de teknolojinin en yoğun kullanıldığı alanlardan biri. Örneğin, karpuzun iyisini de bilmek gerekiyor, ERP yazılımını da... Dolayısıyla kendi içinde geleneksellik ve teknolojinin bu kadar yoğun birbirine entegre olduğu bir sektörde her kuşağın yeteneklerine ihtiyacımız var aslında.

Perakende sektörü gerek müşteri gerekse istihdam alanları açısından insan odaklı bir sektör. İnsan ilişkilerini doğru ve iyi yönetmek için olmazsa olmazlar nelerdir sizce? 
Bu konuda elbette öncelikli olarak sivil toplum kuruluşlarının yaptığı çalışmalar son derece önemli. Gıda Perakendecileri Derneği’nin (GPD) bu konuda İSMEK ile birlikte gerçekleştirdiği projeler var. Diğer sivil toplum kuruluşları da son 10 yılda önemli adımlar attılar. Perakendecilerin kurduğu, bazılarının akademi olarak da isimlendirildiği birçok eğitim birimi oluşturuldu. En çok istihdamı sağlayan sektör olan perakende sektörünün kalifiye çalışan yetiştirmesi konusunda attığı her adımın, toplumun sağlıklı bireylerden oluşmasına da değer kattığını düşünüyorum. Bu konuda elbette özellikle üniversite destekli programların gelişimi ayrı bir değer yaratabilir. Kamu teşviklerinin, desteklerinin olması gerektiğini düşünüyorum. Öte yandan tabi ki perakendeciler olarak çalışanlarımızın şartlarını, insani koşulların mümkün olabilecek en iyi seviyesine getirmemiz gerektiğini özellikle altını çizerek belirtmek isterim.

Özel yaşamınızda nasıl birisiniz? Neler yapmaktan hoşlanırsınız, vaktinizi nasıl değerlendirirsiniz?
Aileme, yaşadığım çevreye, mesleğime, geleceğimizi kurgulayan çocuklarımıza ve geçmişimizi olgunlaştıran yaşlılara her birimizin birey olarak borcu olduğunu düşünüyorum. Onlara da borcumuzu, gücümüzün yettiği oranda, en önemlisi gönüllü çalışmalarla ödememiz gerektiğine inanıyorum. Ben öğrenciliğimden itibaren bu anlayışla sivil toplum örgütlerinin içinde oldum. Halen Çocuk Esirgeme Kurumu’nda gönüllü çalışıyorum ve Omurilik Felçlileri Derneği’nde Yüksek İstişare Kurulu üyesiyim. Onlar için projeler geliştiriyoruz. Gençliğimi geçirdiğim semtte de amatör kulüp olarak faaliyet gösteren Kocamustafapaşa Spor Kulübü için 6 yıl başkanlık yaparak katkı sağlamaya çalıştım. Sadece futbol amaçlı kurulan bu kulübe gençlerin talep ettiği birçok spor dalını da ekledik. Oluşturduğum yeni kurumsal yapısıyla şu an yeni kuşakların yönettiği bir yapıya büründü ve ben de bununla gurur duyuyorum. Mesleki olarak, bildiğiniz gibi yine birçok sivil toplum örgütünde görevlerde bulundum, halen de çalışmalarım devam ediyor. Ben insanların bireysel özgürlüklerini elzem yasal durumlar dışında hiçbir kısıtlama olmadan yaşamaları gerektiğini ancak daha özgür ve mutlu bir hayat sürdürebilmek adına da ortak paydalarda buluşmayı ve ortak sorunlarını birlikte çözebilmeyi öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bize biraz ilgi alanlarınızdan ve hobilerinizden bahseder misiniz? 
Gün geçtikçe teknolojinin, insanların hareketsiz kalmasıyla doğru orantılı olarak ilerlediğini hepimiz biliyoruz. Artık günümüzün çoğunu masa başında oturarak, araba kullanarak ya da herhangi bir taşıtla seyahat ederek geçiriyoruz. İşte bu, insanın fiziksel görünümüne etki eden, en önemli konu. Yemek yemek vücudunuz için ne kadar gerekli bir ihtiyaçsa spor yapmak da o kadar gerekli. Spor yapmanın öncelikli nedeni sağlıklı olmaktır, estetik görünüm daha sonra gelir. Bu anlamda ben de haftada minimum 2-3 kez spor yapıyorum. Özellikle açık havada yapılan spordan keyif alıyorum. Başarı, hayatın dengede yaşanmasıyla elde ediliyor. Bu anlamda profesyonel iş yaşantısının yanı sıra kişi kendine de zaman ayırmalı ve bakmalı diye düşünüyorum. Hepimiz bazen yeni dünyaya ayak uydurabilmek için, iş dünyası ve insan ilişkileriyle yıpranmış hissedebiliyoruz. Böyle anlarda hayatımıza bir soluk kazandıracak küçük aralar vermek istiyoruz. Ben de çoğu kez gerçek anlamda çekip gitmek olanaksız olduğundan monoton hayatımıza küçük bir ara verip film izlemeyi seçiyorum. Dünya sinemasının en başarılı filmlerini izleyerek hem genel kültürümü geliştiriyorum hem de eğlenceli vakit geçiriyorum.

Sosyal medyanın yaşamımızdaki etkisi için neler düşünüyorsunuz? Sosyal medyayı etkin kullanır mısınız? Aynı zamanda profesyonel hayata ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz? 
Sosyal medya özellikle herhangi bir toplumun davranışlarını etkilemesi açısından önemli yere sahip. Öte yandan sosyal medya diğer insanların davranışlarını etkilemede bazı üstünlüklere de sahip. Pazarlama iletişimi, akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler gibi internet ulaşım araçlarıyla çift yönlü ve anlık haberlere ulaşılabiliyor. Bu yeni medya kanalı, hızlı bilinirlik, interaktif pazarlama, müşteri ilişkileri gibi çalışma alanlarına pek çok kolaylıklar kazandırdı. Reklam sektörü için pek çok büyük fırsat sunan sosyal medya; erişim, maliyet, hız, kısıtlı zaman gibi problemlere sahip olan sektörün bu problemlerine geleneksel medyanın aksine yeni çözümler sunuyor ve hızla geniş kitlelere yayılıyor. İşletmeler için müşterileriyle diyalog kurma, fikirlerini dinleme imkânı sunan sosyal medya, pazarlama stratejisinin ilk ve en önemli stratejilerinden biri. Bu aşamada doğru analiz yapmak, sonuç için önemli... Bunların yanı sıra yeni jenerasyonla iletişim kurma yolunun da kesinlikle sosyal medyadan geçtiğine inanıyorum. Ben de sosyal medyadan uzak kalmamaya çalışıyor, gerekli zamanı ayırarak takip etmeye ve bu konuda kendimi geliştirmeye/yenilemeye çalışıyorum.

Son olarak, 2018 yılına yönelik hedefleriniz nelerdir? 
Onur Market olarak tamamen verimliliğe ve düşük maliyet yönetimini içselleştirmeye odaklıyız. Yeni bölge hedefimiz yok ama bulunduğumuz lokasyonlarda genişleyeceğiz ve daha da etkin olacağız. Verimlilikten aldığımız güçle operasyonel hızımızı artırarak daha rekabetçi olmayı hedefliyoruz. Bursa’da, tamamen oradaki kültüre özgü aktivitelerle müşterilerin gönlünü kazanmaya devam edeceğiz. Bunun gibi müşteri beklentisiyle tamamen örtüşen lokal çalışmalarımıza hız kazandıracağız. “Tazelik”, operasyonda her zaman önceliğimiz olacak. Öğretilerde alışverişin odağına fiyat paritesini eşitleyip tazeliğe odaklanacağız. Tazelikte sebze ve meyve operasyonumuzdaki gücümüzü rekabette niş bir noktaya taşıdık. Destekleyen kırmızı et ve unlu mamullerle de rekabetteki gücümüzü arttırmaya devam edeceğiz. Tüm bunların yanı sıra müşteriyi rakiplerimizden çok daha iyi anlamak, CRM çalışmalarına ağırlık vermek ve böylece müşteri iç görülerine göre servis vererek tavsiye oranımızı artırmak yine hedeflerimizde olacak. Perakende sektörü için en büyük hayalim sektörümüzle ilgili bir enstitüsünün kurulması. Üniversiteler ve diğer bilimsel ve teknik kurum ve kuruluşlarla işbirliği sağlamak, araştırmalarda bulunmak, standardizasyon belirlemek; bunları yayınlamak, ulusal ve uluslararası standartlardan arşivler oluşturmak, sektör paydaşlarına sunmak ve yasa koyuculara bilimsel etkin veriler sunmak, yabancı ülkelerdeki benzer çalışmaları takip etmek, uluslararası ve yabancı perakende standart kurumlarıyla ilişkiler kurmak ve bunlarla işbirliği yaparak Türkiye’de perakendeciliği en yüksek seviyelere ulaştırmak gerekiyor. Standartlara uygun ve verimli perakendeciliği teşvik edecek çalışmalar yapmak ve bunlarla ilgili belgeleri düzenlemek, sektörümüz için kalifiye elemanlar yetiştirmek ve bu amaçla meslek lisesi/üniversitelerde ilgili bölümler açmak, kurslar açmak, seminerler düzenlemek, bu dönemki en büyük hayalim.


İlk olarak GPD Gelişim dergisinde yayınlanmıştır.

29 Haziran 2018 Cuma
Haberle İlgili Fotoğraflar
Büyütmek için tıklayınız.
"ONUR MARKET (İstanbul)" İle İlgili Diğer Haberler
Diğer Haberler